Topal İhtiyar
İzmir Basmane Tren Garı'nın 3.peronundan, saat 19:12'de yola çıkan eski püskü bir demir yığınının 4.vagonunda oturuyordum. Güneş, diyarımızı terk etmek üzereydi. Başka yerleri aydınlatmaya, başkalarına umut olmaya hazırlanıyordu. Trenin penceresinin ardında kalan dünyayı aheste bir hâlde takip ediyordum. Yorgundum, bitkindim, biçareydim. Saatlerce sürecek seyahatim sırasında iç dünyamda yolculuk yapmayı, yanlışlarımı ve doğrularımı gün yüzüne çıkararak, onları bir bir kontrol etmeyi planlıyor; trenin karanlık camında kendimle göz göze gelerek hayatın anlamına bir adım daha yaklaşmayı umuyordum. Vagon neredeyse bomboştu. Çocuklu birkaç anne, yalnız üç beş insan ve ben... En azından gözüme çarpanlar, bunlarla sınırlıydı. Tren bir beşik gibi sallana sallana yola koyulurken, güneşin tamamen kayboluşuna tanıklık ediyordum. O esnada yanımdan topallayarak geçen yaşlı bir adam, birdenbire önümdeki boş koltuğa oturdu. Sonradan öğrendiğime göre engelliler için üretilmiş bu koltuklar, y...